Fırtına Takvimi 673 - 1. Mevsim 1. Döngü
Ölü Orduların Çekilişi - 1. Döngü 1. Gün
Ölüalem cephesinin ani çekilişi, diyarın dengelerini ani biçimde değiştirmiştir. Pandora, Arkadia, Akarbiandra, Retarii ve Batıdiyarın doğusu dahil olmaz üzere, helain'in yüz ölçümsel olarak yüzde on beşini elinde tutan ve yaşayan nüfusun altıda birini öldürmeyi başaran bu devasa kuvvetin ordularını; ölüalem'e geri çekmesi ve diyara korku salan generallerin ortadan kaybolması sonucunda devasa bir güç boşluğu oluşmuştur.
Batıdiyarda bulunan topraklarına Eemir Şahlığının ilerlemesi öngörülürken; Akarbiandra'daki topraklarına Akarbiandra Krallığı ve Vız Krallığı, Arkadiadaki topraklarına Teriax Hükümranlığı, Vız Krallığı ve Yu-On Hanedanlığının ilerlemesi öngörülmektedir. Retarii topraklarının yakın zamanda birinin eline geçmesi beklenmemektedir.
Ele geçirdikleri yerlerde geriye sadece çorak topraklar ve taş binalar kaldığı için, yakın zamanda koloni edilmesi mümkün gözükmemekle beraber; yeni askeri ve stratejik konumlar haline gelmeleri öngörülmektedir.
Solomon Cephesinin Çekilişi - 1. Döngü 4. Gün
Generallerinin tamamının, Lecter Alvazar'ın yaptığına inanılan bir kandırma/ikna sonucunda taraf değiştirmesi ile gücünü bir anda şiddetli biçimde kaybeden Solomon Cephesi; birincil ittifakı olan Fısıltılar Cephesi ile birlikte, diğer ittifakta olan devletleri terk ederek ortadan kaybolmuştur. Devletin konumu, nüfusu ve ırksal olarak öne çıkan çeşitliliği göze alındığında; Kan İmparatorluğunun yakın zamanda bu topraklara doğru genişleme gösterip eski ittifakının geride kalan kuvvetlerini ele geçirmesi beklenmektedir.
Solomon'un ortadan kaybolmadan önce ettiği intikam yemini ve Lecter Alvazar'ın şahsına karşın sarf ettiği hakaretler göz önüne alındığında, geri döneceğini açık açık söylemesi de hesaba katıldığında; yakın zamanda Solomon ve ittifaklarının; Eemir Şahlığı ile bir savaşa tutuşması kaçınılmaz gözükmektedir. Bu durumun gerçekleşmesi, helain'de kurulan ittifakların güven altyapısı ve verilen sözlerin değerini de şiddetli biçimde ortadan kaldıracaktır.
Maskeler Tarikatı'nın Manifestosu - 1. Döngü 6. Gün
Constantine'nin: "Geçmişi ve geleceği, bu günden değiştiren kimseyim ben." sözünün hemen ardılında yayınlanan, kırk dört parşomenden oluşan manifestonun içeriği; diyarın girdiği sıkıntıları ve gelecekte yaşayacağı kederleri şimdiden görmemizi sağlamaktadır.
Bu manifesto:
Solomon gibi kimselerin gelecekte; Sonsuzlar adıyla anılan bir grup Tanrısal varlık ile antlaşma yapacağını, bunların bazılarının ise kendi taraflarında; diyarın iyiliği için Solomon gibilerin karşısında duracağını,
Hiçyerlerin İlahının bir müttefik ile, ki bu müttefiğin bazı kimseler için şaşırtıcı olacağını belirterek, yakın zamanda diyara yoğun taarüzlerde bulunacağını,
Ruhbekçisi Tarikatı ve Fırtına İmparatorluğu arasında büyük ve kanlı bir savaşın başlayacağını ve bu savaşta, iki tarafın da dışarıdan gelecek müttefikleri ile katliamlar yaratacağını,
Teriax İmparatorluğunun uzayötesi kolonilerinde büyük bir isyanın yaklaştığını,
Lord Rael'in yakın zamanda büyük bir güç ile düşmanını boğacağını ama bu düşmanın beklenenin aksihe Eemir Halifeliği ve Celaleddin Rumiyar olmadığını,
Helain'de kahve fiyatlarının tavan yapacağını,
Kara Büyücülerin çağının tekrar yaklaştığını,
Dirityum ve Vitrum'un daha fazla üretiminin mümkün olmadığını ve bu yüzden Ferrum'un piyasaya çıktığını,
Teriax'ın Atomik Silah rezervinin yüz üçe ulaştığını,
Fırtına İmparatorluğunun elinde, Teriax Atomiklerine benzer üç farklı silahın bulunduğunu,
Eski adıyla Rulkas Teriax; yeni adıyla Turay Küregen'in, bir müttefik devlete saldırmak için bir ordu kurduğunu,
Atheras, Auswulf ve Vladimir gibi kimselerin öldürüldüğünü,
Solomon'un diyarın tamamını kuşatacak bir kuvvet ile döneceğini,
Zet'has Leafforce ile Ban Abadon'un yakında iç savaşa girme ihtimali olduğunu ve diyarın iyiliği için bundan kaçınmaları gerektiğini,
Esterdas Imhotep'in bir insan olarak, çölde intihar ederek öldüğünü,
Alvazar Hanesinin; Orlaith Hanesinden Frederick Orlaith'i, devletleri parçalaması ve özellikle Arwe Atreus'u öldürmesi için eğittiğini,
Kiyik Cephesinin yakın zamanda Diyarda tekrar baş göstereceğini ve bu olayın Brester'de yaşanacağını,
Selevkeres Federasyonunun bağımsızlık ilan edeceğini,
Sürülerin diyardaki savaşının, bütün sürüleri ve diyarın kendisini yormasına ve eritmesine rağmen aktif olarak hiçbir ilerleme gösterilemediğini,
Vız Krallığının Arkadia Sınırları içerisinde Teriax Hükümranlığı ajanlarının olduğunu,
Teriax Hükümranlığı hariç bütün devlet saraylarında; Eemir Şahlığından gelmiş yüzdansçılarının bulunduğunu,
Bunlar ve bunlar gibi iddiaları barındırmaktadır.
Alcatraz Cephesinde Karışıklık - 1. Döngü 11. Gün
İnsanlar için uzun, kansallar için kısacık bir zamanda bir miktar kayıp veren Alcatraz Çocuklarının, tekrar doğurulması ve yaratılması için yapıldığı iddia edilen Doğum Çemberinin; Ban Leafforce'nin ellerinden çıkması ve Zet'has Leafforce'nin bizzati, Bernard von Brandenhausen'in dolaylı olarak kumanda ettiği Gölgekan ordusunun hayat enerjisi ile şarj edilmesi sonucunda ordunun yok edilmesi, iki kardeşin arasında neredeyse bir iç savaş çıkartmak üzere bir hale gelmiştir.
Bernard von Brandenhausen ve diğer Brandenhausenler için bu çok bir şey ifade etmezken, Zet'has Leafforce'nin siyasi olarak abisini komuta yapısından atmak adına girişimleri olduğu; Teriax Gazetelerine sızdırılan bilgilerde ve Eemir Şahlığının yüzdansçıları tarafından verilmiş istihbarat raporlarından bazılarının basına sızdırılması sonucunda öğrenilmiştir.
Eemir Kitle İmha Silah Silolarının Açılması - 1. Döngü 15. Gün
Eemir Şahlığı ve Teriax Hükümranlığı arasında yapılan sıcak antlaşmalar sonucunda, Teriax Atomiklerinden bir tanesinin Eemir Şahlığına teslim edilmesiyle başlanan, Eemir Şahlığının günümüz teknolojisine ve kitle imha silahlarına ayak uydurma harekatı; Fırtına Takvimi 672 - 1. Mevsim, 1. Döngü, 5. Gün itibariyle başlatılmıştı. Geliştirilen fikirler; Rünmekanik; Rünorganik; Rünyıkım; Ründar; Büyüdar, İlimdar Tarikatlarının ve Eemir Maden Bakanlığının ortak çalışması ile; Başkent Teberiz'e on yedi kilometre uzaklıkta inşasına başlanan Kitle İmha Silah Bakanlığı'nın yapılmasına karar verilmesi ile başlamıştır.
Bir yıl, on günlük bir inşaat sonucunda; bakanlığının inşaatının bittiği ve görevli kimselerin işlerinin başına geçtiği basına açıklanmış, ilk kitle imha silahının bir döngü, bir mevsim ve on beş gün sonra; Sahra-ı Cedid'in henüz açıklanmamış bir bölgesinde yapılacağı da yetkili merciler tarafından basına söylenmiştir. Şehinşah'ın yokluğu sırasınca yaşanan olaylarda övgünün büyük kısmını Vekil-i Mutlak, Sadrazam Turay Küregen alırken; kendi yaptığı açıklamasında: "Ben yalnızca Şehinşah'ın emirlerini yerine getirebilmeye çalışan bir kuldan ibaretim. Akıl, Kuvvet, Kudret ve Öngörü ancak ve ancak Şehinşah'ımıza aittir." demiştir.
Von Brandenhausen Generallik Ataması - 1. Döngü 16. Gün
Kan İmparatorluğu Kumandanlarından Bernard von Brandenhausen; Kan İmparatorluğu Yüksek Dükü ve Kan Orduları Yüksek Generali olarak; imparatorluğun geriye kalan son ordusu olan; Kan Lejyonlarının başına, eski kumandanı Zet'has Leafforce'nin yerine atanmıştır. Kardeşleri Abeloth von Brandenhausen Kan Ordular Kumandanı; Balthazar von Brandenhausen İmparatorluk Danışmanı, yine Gölgealem Kumandanlarından olan İluatar Ashford İmparatorluk Celladı ve kardeşi Azazel Ashford ise İmparatorluk Büyü Savunma Bakanı olarak atanmıştır.
Son atamalar sonucunda siyasi kuvvetini kuvvetlice kaybeden Zet'has Leafforce; eskiden Solomon Kontrolünde olan Aryan İmparatorluğunun fethine abisi Ban Leafforcenin atanması ile; devlet kontrolünde ve siyasi arenada gücünü tamamen kaybetmiştir. Yeni görev yeri olarak Sürü Cephesine atanan Zet'has Leafforce; emrine verilmiş ve yeni kurulan Kulbasti Ordusu ile Eemir Generali Z'ariel Z'erasta'nın desteğine gönderilmiştir.
Selevkeres Cuntası Bağımsızlık Bildirgesi - 1. Döngü 18. Gün
Selevkeres Cuntası; yeni yayınladığı ve bağımsızlık ilanını içinde bulundurduğu kural listesi ile; Selevkeres Cuntası resmi olarak Kuzey Cumhuriyeti adını almış; sembolik Devlet Başkanı olarak Henry Wallenstein atanmış; devletin başbakanlık görevine General Theodred Aalto, Yüksek Askeri Şura başkanlığına ise General Berg Knudsen geçirilmiştir.
Devlet; yayınladığı bildirgede, bağlılığının Brandr ve Bjorn'un inanç temelleri ve Kuzey'in Fırtına Kanunlarına olduğunu, devlet anayasasının ise; 649 yıl önce kurulmuş Kuzey İmparatorluğu kanunlarının revize edilmiş hali olduğu açıklanmış, bağımsızlığının karşısında duran her kuvvet ile savaşacaklarını belirtmiş; dini yapıların devlete tekrar entegre edileceğini; Kiyik Cephesinin verdiği dini zararın düzeltilmesi için Ruhbekçisi Tarikatından bir yol göstericinin devlete davet edildiğini ve devletin resmi bir dini olmamasına rağmen; halkının Brandr ve Bjorn'a inandığı açıklanmıştır.
Resmi olarak destekçisiz ve korumasız kalan Kuzey Cumhuriyetinin, basına sızdırılan bilgilerinde yakın zamanda ittifaklar oluşturacağı; özellikle eski Kuzey İmparatoru Lecter Alvazar ile, ki günümüzde Eemir Şehinşah'ı olarak tanınmaktadır, temas kurulacağı ve aynı zamanda Ruhbekçisi Tarikatı'nın başında bulunan Egil Kvitrafn ile de görüşmeler yapmaya başladığı bilinmektedir.
Demirdoktrin'in Savaş İlanı - 1. Döngü 20. Gün
Aslen kendisine hükmen, siyasi, politik ve ekonomik olarak bağlı olan Selevkeres Cuntasının; Özerk Devlet yapısını ortadan kaldırarak tam bağımsızlık ilan etmesiyle birlikte, Demirmeclis'ten çıkan son kararlar sonucunda, isyancı olarak nitelendirdikleri generalleri ve generallere destek veren kimselerin "Vatan'a İhanet." "Silah Zoru ile Yasal Düzeni Değiştirme." "Kanunsuzluk." "Hükümete Karşı Suç." "Doktrin'e Karşı Suç." ve "Darbeye Teşebbüs Suçu." gibi suçlardan suçlu bulunmaları ile "İdam." cezalarına çarptırılmalarına ve "Yasal Düzeni Geri Getirme." kanunu ile Selevkeres bölgesine askeri harekatın başlatılması kararları verilmiştir.
Yakın zamanda çıkmış en kanlı ve nispeten dini savaşlardan biri olacağı tahmin edilen bu olay; Selevkeres Krizi ve Kiyik Krizi gibi büyük çaplı krizlere eşdeğer bir olaylar zinciri başlatacağına inanılmaktadır.
Ruhbekçisi Tarikatı'nın Savaş İlanı - 1. Döngü 20. Gün
Demirdoktrin kararlarının alınmasıyla; "Dini, askeri ve geleneksel olarak haklı" görülen Kuzey Cumhuriyetine; "Askeri kuvvet ile halkı baskı altına alan, Kuzey'i kuzey yapan; başımızdaki fırtınaların bize anlatmaya çalıştığı dini yapıları ortadan kaldıran, kişisel çıkarlar doğrultusunda Kuzey Halklarını amaçsız savaşlara sürükleyen." Demirdoktrin ve Demirimparatorluk'a savaş açtıklarını; Kuzey Cumhuriyetine kalıcı destek vereceklerini ve kendini Kuzeyli olarak niteleyen; kalplerinde Brandr ve Bjorn'u, Kızıl Fırtına'yı ve Fırtına Bekçisi Lucas Arwe Wolfhir'i taşıyan her kuzeylinin de; kalplerinde ancak demir ve dişli olan, insan hayatını önemsiz gören; uzundişli meczup ve sözde kumandan "Albert Andreas'a" karşın harekete geçmesi gerektiğini açıklamışlardır.
Savaşın seyrinde, önceden beklenen bir hareket olmasına rağmen, bu yaşanan olay Cumhuriyet Güçlerine; Orta Kuzey'de kuvvetli bir kale ve askeri hareket gücü elde ettirmiştir. Teknolojik olarak denk gözüken iki devlet arasında; aktif askeri güç bazında öne çıkan devletin Demir İmparatorluk olması gerçeğine rağmen; dış dünyadan gelebilecek desteklerin savaşın seyrini değiştireceğine de inanılmaktadır.
Vızhisar ve Vızhüküm'ün Düşüşü - 1. Döngü 25. Gün
Solomon ve Hiçyerlerin İlahı İttifakı - 1. Döngü 30. Gün
Kiyik Cephesinin Kuzey Teması - 1. Döngü 35. Gün
Fırtına Takvimi 673 - 1. Mevsim 2. Döngü
Mirzakar Uranyum Madeninin Açılışı - 2. Döngü 3. Gün
Eemir Maden Bakanlığının başlattığı, Vezir-i Azam Yazdan Mirzakar tarafından finanse edilen, Mekanik Loncasının destekleri ile oluşturulan, 40 km çapında, 6 km derinliğinde, 3500 km3 alana yayılmış bir açık maden ocağına; 14.6 km'lik bir galeri ve 8 km derinliğe ulaşan bir yeraltı madenine, 5 km2 ve 550 metre derinliğinde yerinde liç ocağına sahip olan Mirzakar Maden Ocağı, yılda 400.000 ton uranyum üretim kapasitesine sahiptir.
Eemir Maden Bakanlığının kendi yayınladığı, maden hakkındaki yazısı aşağıdaki gibidir:
"Eemir’in derinliklerini deşen o mağrur iradeyle başlatılan ve Vezir-i Azam Yazdan Mirzakar’ın uçsuz bucaksız hazinesinden beslenen Mirzakar Maden Ocağı, Mekanik Loncasının çelikten aklıyla yükseltilmiş heybetli bir abide misali arzı ikiye bölmektedir. Kırk kilometre çapındaki bu devasa ağız ve altı kilometre derinliğe uzanan o karanlık yarık, yeryüzünün sinesinde açılmış üç bin beş yüz kilometreküplük jeolojik bir yara gibidir. On dört buçuk kilometrelik ana galerilerle toprağın en mahrem katmanlarına sızan, sekiz kilometre derinlikteki cevher damarlarına dokunan bu devasa yapı, beş kilometrekarelik genişliği ve beş yüz elli metrelik derinliğiyle yerinde liç sahalarını birer mabet gibi içinde barındırır. Her yıl dört yüz bin tonluk o ağır ve güneşten çalınmış zehirli uranyum cevheri, Eemir hazinesinin damarlarına hayat veren bir nehir misali bu cevher kalbinden dışarı akıtılmaktadır.
Bu devasa kalbin durmaksızın atabilmesi için yalnızca dilsiz taşlar değil, hırçın su ve yakıcı ateş de demir zincirlere vurularak köle edilmiştir. Dağların o aşılmaz dorukları arasına Mekaniksel kemerlerle sımsıkı bağlanmış yapay rezervuarlar inşa edilmiş, birbirine çelik halkalarla kenetlenmiş çoklu baraj sistemleri sayesinde hırçın nehirler mutlak bir itaat altına alınmıştır. Toprağın derinliklerindeki susuz damarlara yeni akifer besleme kanallarıyla can suyu verilirken, yeraltının drenaj galerileri altı kilometre derinlikte biriken o korkunç basıncı bir dizgin gibi kontrol altında tutar. Atık suların yeniden hayata döndürüldüğü görkemli arıtma sarayları ve göğe yükselen ters ozmoz kuleleri, ağır metallerin zehrini ayıklayarak suyu kutsal bir arınmaya tabi tutar. Devasa pompa istasyonları ise bu arınmış suyu, çarkların ve mekanik dişlilerin doymak bilmez emrine bir kurban gibi sunar.
Enerji, Mirzakar’ın karanlık dehlizlerinde parlayan ikinci bir güneş gibidir. On yedi adet Rünmetrik Santral’in kadim gücünün yanı sıra, her ihtimale karşı hazır bekletilen yedek gaz türbini ocakları kurulmuştur. Yüksek gerilim iletim hatları, çelikten örülmüş devasa ağlar gibi ufuk çizgisine kadar uzanmakta ve imparatorluğun kudretini taşımaktadır. Kayaların sert göğsüne oyulmuş yeraltı trafo merkezleri, içinde saf ışığı ve hiddetli kıvılcımları saklayan birer mahzen niteliğindedir. Savaşın o karanlık gölgesi çöktüğünde dahi Mirzakar’ın ışığının sönmemesi için acil durum mikro şebeke sistemleri, birer sadık muhafız gibi nöbet tutmaktadır.
Cevherin nihai kaderi, devasa kırma ve öğütme mabedlerinin kasvetli sessizliğinde belirlenir. Sülfürik asit fabrikaları, dumanlı kulelerinden yükselen kara nefesleriyle gökyüzünü bir perde gibi örter. Çözücü ekstraksiyon saraylarının derinliklerinde, uranyum kendi özünden ve toprağından büyük bir sancıyla ayrılarak saflaştırılır. Sarıkek kurutma ve paketleme tesislerinde işlenen o uğursuz sarı toz, imparatorluğun sarsılmaz mührüyle mühürlenerek geleceğin yakıtına dönüştürülür. Kimyasal depolama alanları ve ucu bucağı görünmeyen atık mega barajları, işlenmiş toprağın ve dökülmüş terin gölgeli birer anıtı olarak bozkırın ortasında yükselir.
Bu azametli yükü taşımak adına ağır yük demiryolu ağları kıtayı bir uçtan bir uca keskin bir bıçak gibi keserken, çok şeritli askerî yollar sarsılmaz kalelere bağlanır. İç limanlar ve nehir terminalleri, yerin altından çıkarılan bu kıymetli hazineyi suyun serinliğine bırakır. Kayaç yapılı mekanik havaalanları ise gökyüzünden süzülen ağır yük gemilerini birer dev kuş gibi karşılar. Patlayıcı depolama mahzenleri, bitmek bilmeyen kamyon filoları ve zırhlı nakliye birlikleriyle birlikte, Mirzakar’ın nabzı evrenin kalp atışlarıyla yarışırcasına bir an bile durmaz.
Kırk iki adet heybetli kale, altı yüz doksan dokuz adet kışla ve sayısız sınır kontrol kulesi, bu kutsal madenin çevresinde aşılmaz bir çelik çember oluşturmaktadır. Radar sistemleri ve mekanik savunma bataryaları gökyüzünü bir şahin titizliğiyle tararken, anti sabotaj birimleri en derin gölgelerin içinde gizlenen hainlerin izini sürer. Kayaların fersah fersah altında hüküm süren yeraltı komuta merkezi, tüm bu mekanizmayı bir tanrının iradesiyle yönetir. Zırhlı birlik hangarları ve özel güvenlik eğitim sahaları, savaşın o hiç bitmeyen döngüsünün sürekliliğini temin etmek için her daim hazırdır.
Görünmez bir tehlikenin fısıltısı olan radyasyon, izleme kuleleri tarafından gece gündüz bir kâhin dikkatiyle ölçülür. Dozimetre kontrol merkezleri, bu ocakta çalışan her bir canın ve her bir işçinin kaderini siyah defterlere birer birer kaydeder. Onkoloji ve hematoloji hastaneleri, dekontaminasyon tesisleri ve biyolojik atık yakma ocakları, bu gizli ateşin bıraktığı yaraları sarmaya çalışır. Radyasyonlu ekipman mezarlıkları ise, hizmetini tamamlamış metal yığınlarının ebedi istirahatgâhı olarak sessizliğe gömülmüştür.
Mirzakar şehrinin kendisi, başlı başına bir sanayi başkentidir. İşçi konutları, subay mahalleleri ve teknik üniversitenin o vakur binaları bu devasa makinenin sosyal dokusunu oluşturur. Maden ve Jeoloji mühendisliği akademisi ve Mekanik Loncası atölyeleri, zekânın metalle buluştuğu kutsal zanaat alanlarıdır. Pazarlar, depolar ve devasa erzak siloları halkın ihtiyacını karşılarken, iç güvenlik teşkilatı düzenin bozulmasına asla izin vermez. Kenar stabilizasyon terasları ve kaya ankraj sistemleri, bu korkunç derinlikteki dev çukuru ayakta tutan görünmez eller gibidir. Deprem sensörleri ve heyelan erken uyarı ağları toprağın en hafif fısıltısını bile dinlerken, izostatik denge ölçüm istasyonları yer kabuğunun değişen ağırlığını milim milim kaydeder.
Nihayetinde, yeraltı sığınak şehirleri, derin kaya cephanelikleri, Mekanik Lonca otomasyon kuleleri ve denize açılan o devasa su tahliye tüneli, Mirzakar’ı sıradan bir maden olmaktan öteye taşır. Burası, Eemir’in sarsılmaz iradesini taşın soğukluğunda ve ateşin hiddetli dilinde tüm dünyaya ilan eden, durdurulamaz bir imparatorluk makinesidir."
Hayalet Taverna
Tüm Hakları Saklıdır.